reklam

reklam

16-08-2018 Yusuf AKBULUT

Kent yaşamında nüfusun hızla artması ile birlikte; kent içinde yaşayan insanlarında sorunları bu süreçte artmaktadır.

Kent yaşamının toplum hayatına birçok olumlu etkilerinin yanında olumsuz etkilerinden sadece bazıları bireyi yalnızlığa itiyor, iş hayatının veya toplumun koşuşturması içinde kendini dinlemesi, keşmekeşlikten uzaklaşma arzusu, süreç içinde onu toplum içinde yalnızlığa itmektedir.

Bunun doğal sonucu ise; bireyin belirli bir süre sonunda toplumdan kendisini filitre etme ihtiyacı doğruyor. Her ne kadar bu durum genele mal edilmemiş olsa bile toplum içinde yaşanan bir takım olaylar bu tezi haklı çıkarmaya yetiyor da artıyor.

Doğal yaşamdan uzaklaştıkça şehir hayatının girdabına kapılıyoruz.

Yazımın burasına bir parantez açıp devam etmek istiyorum. Geniş aile ortamından şehrin zorunlu gerekliliği olarak kopuyor olmak, çekirdek aileye yönelmek başka ifadeyle tek olarak yaşama arzusu benim burada yazıma konu olan temel unsuru meydana getiriyor.

Dedikten sonra sözlerime kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Bunun sonucunda psikiyatride farklı şekilde ifade edilen ve insan ruh sağlığını olumsuz etkileyen bir takım rahatsızlık (hastalıklar) meydana geliyor.

Toplum yaşamını düzenleyen yazılı ve yazılı olmayan bir takım kurallar, bu kurallara uymayan insanlar, diğer insanların da huzur ortamının bozulmasına sebep oluyor, özel hayatlarında sınırları zorlayan bir yaşamı seçiyor.

Sürecin farklı yollardan ilerlemiş olması farklı sorunları beraberinde getiriyor.

Hayata dair beklentilerin değişmesi, bireyin kent yaşamındaki koşuşturmanın yansımalarından bir tanesi de kendini yalnızlığa itmesi sonucunda meydana gelen rahatsızlıklardan bir tanesi de  Dizpozofi dir.

Teleffuzu bile zor olan bu hastalığın Dispozofobi, kompulsif yani açılımı veya anlaşılabilir ifade şekli; biriktirme hastalığı, istifçilik de denilen bu hastalık, değersiz, sağlıksız, kullanılmayan tüm eşyaların biriktirilmesi ve atılamaması durumuna denir. Burada ince bir çizgi var onu hemen belirtip, konunun başka yerlere çekilmesini engellemek gerekir.

Tutumlu olmak, bazı eşyaları ileride lazım olabilir düşüncesi ile saklamak biriktirme hastalığı değildir. Biriktirme hastalığında, toplanan ve bir türlü atılamayan eşyalarda bir düzensizlik ve tutarsızlık vardır.

Bunun sebebini sorgulamak veya araştırmak bu konuda eğitim almış konusunda uzman olan kişilerin görevidir. Bir Zabıta Personeli olarak Belde halkının huzuru, sükunu, esenliği için 24 saat görevde olan Zabıta personeli bu duruma da müdahil olmak zorunda kalıyor.

Bütün meslektaşlarımın yakınma konusu olan görevin yapılmasında yetki kargaşasının yaşanması ve bunun belde halkına bakan yüzün Zabıtanın yüzü olması ve bütün sorunların meslektaşlarımız üzerinden çözüme kavuşturulması sorunudur.

Evet yukarda Psikolojinin ilgi alanına giren ve araştırılması gereken konunun halka yansıyan yüzünde ise; zabıtaya sorumluluğun düşmesi.

Ben meseleyi daha fazla uzatmak istemiyorum, büyükşehirlerde sıkça karşılaşmaya başladığımız ve gelişmekte olan toplumların yaşadığı ve bizim ülkemizde de büyük şehirlerde artık sıkça karşılaştığımız, Çöp Ev’lerdir. Ancak gelişmiş olan ülkeler bu sorunu daha profesyonelce çözüme kavuştururken biz hala kurumlar arasında entegrasyonu sağlayamamanın sıkıntısını çekiyoruz.

Yürürlükte olan 634 sayılı Kat Mülkiyeti kanunu, 2559 sayılı Polis Vazife ve salahiyet Kanunu ve direk veya dolaylı olarak insanı ilintilendiren diğer kanunlarda Çöp Ev ibaresi bulunmadığından, Konu Belediye zabıtası üzerine bırakılmıştır.

11 Nisan 2007 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş olan Belediye Zabıta Yönetmeliğinin;

MADDE 4 – (1) Bu Yönetmeliğin uygulanmasında;

b) Belediye zabıtası: Beldenin düzenini muhafaza eden, belde halkının esenlik, sağlık ve huzurunu koruyan, yetkili organların bu amaçla alacakları kararları uygulayan özel zabıta kuvveti. Denilmekte olduğundan, görev ve sorumluluk Belediye Zabıtası üzerine bırakılmaktadır. Sonuçta belde halkının huzuru sağlığı söz konusu…

Belde de böyle bir evin bulunması, o binada veya sitede yaşayan kat maliklerinin şikayetleri direk veya dolaylı olarak Zabıta Müdürlüklerine yapılmaktadır.

Bu güne kadar üzerine düşen görevleri büyük bir özveriyle yapan Belediye Zabıtası bu konunun da üstesinden gelmiş ve gelmektedir.

Ancak, bu görevin ifasında zaman, zaman mevzuat engeline takılmaktadır. Kişilerin kafasındaki ön yargıları yıkmak kale duvarların yıkmaktan daha zor olduğu tecrübe ile sabittir.

Sürecin işlemesinde, bu şikayete dahil olan kurumlar, Belediye Zabıtası önderliğinde; İlçe Emniyet Müdürlükleri, Belediyenin sağlık birimi, Belediyenin Temizlik Müdürlüğü, İlçe Sağlık Müdürlüğü ve ihtiyaç duyulması halinde 112 Acil Sağlık hizmeti olmaktadır.

Ancak, görevin ifasında Kanunların uygulanmasında sık karşılaştığımız sorunların başında Kanunun yorumlanması ile ilgili sorunlardır.

Bunların en başında Adli makamlardan alınması gereken Çöp evin kapısının açılması, izni olup, Savcılıklar bu konuda suç unsuru olmadığı takdirde kapı açma izninin vermek için Emniyet tarafından yazılan yazının Sulh Hukuk hakimliğine havale etmeden reddetmektedir. Sonuçta o beldede, o binada veya o sitede yaşayan insanlar, Ruh sağlığı bozuk insanlar ile yaşamaya mecbur bırakılmasının yanında ağır bir kokunun içine mahkum edilmektedirler. Yargının işleyişini müdahale etmek değil amacımız, ancak bir savcı mesele Suç unsuru oluşmadığı düşüncesiyle bakarken bir başka savcıda 1593. Sayıl Umumi Hıfzıssıhha Kanunun 20. Maddesinin “Meskenlerin sıhhi ahvaline nezaret” 6. Maddesine atıfta bulunarak bizlerin işini kolaylaştırmaktadır.

Maalesef bu durum, sürecin başından itibaren büyük bir özveriyle meseleyi sırtlayıp götüren Zabıta Müdürlüğünün vatandaşa sunmuş olduğu hizmet sunumunun atıl kalmasına sebep olmakta bunun yanında da haksız eleştirilere muhatap olmaktayız.

Zabıta Müdürlükleri bütün bu mevzuat engelini aştıktan sonra, çöp evin temizliğine başlaması, Zabıta personelini bulunduğu dünyadan koparıp, yeni bir dünyanın içerisine itiveriyor. Tarifi mümkün olmayan ağır ve kesif bir kokunun içinde kendisini buluyor, Belediyenin Temizlik işlerinde görevli Temizlik personeli ile birlikte en ince detayına, en ince ayrıntısına kadar temizliğin içinde bulunuyor olması, ilerleyen süreçte Ruh sağlığı bozuk daire sahibinin yersiz iftiralarına maruz kalmamak için, evin içinde çıkan en küçük detaya kadar fotoğraflayıp, video kaydını almak zorunda kalıyor.

Görevin ifasında belki en zor, belki en çetrefilli yer burası olup, ilerleyen süreçte yargı karşısında sorumlu olmamak için o ağır koku ve görüntü kirliliği içinde kendini buluveriyor.

Sorumlu bir insan, vicdan sahibi bir birey olarak yaptığı bu görevin yanında vicdanında açtığı derin yaranın tamiri ise, kelimeler ile anlatılmaz,

Mevsim şartlarına göre o konutta yaşayan veya yaşamak zorunda olan ve psikolojik sorunları olan kişi veya kişileri, yürürlükteki kanunlar çerçevesinde SOKAKTA BIRAKMAK ZORUNDA kalınıyor olması.

Nedeni ise; her ne kadar Belediyeler insan merkezli bir hizmet kurumu olsa da yasalar bizlerinde elini kolunu bağlıyor ve çaresiz kaldığımız anlar oluyor.

Her türlü yasal zorlukları aşarak belde halkının huzuru, esenliği, sağlığı için görev yapan bizler bu defa çöp evin temizliğinden sonra, öyle ya da böyle hayatını idame ettirmek zorunda kalan ve ruhsal durum hiç iyi olmayan o bireyin, geride çok fazla bir şeyi kalmayan o evde hayatını idame ettirmek zorunda kamasıdır.

Belki de meselenin en can alıcı tarafı burasıdır. Mesaiyi bitirip de evine dönen bizler, sokağın ortasında bi care vaziyette bıraktığımız o kişinin vicdan yükünü üzerimizde taşıyoruz.

Evet en zor tarafı ise; yasal olarak o kişinin tedavisinin yapılamasıdır.

Ne Hasta hakları, ne de diğer sağlık kuruluşlarının tabi olduğu kanun ve yönetmelikler, buna izin veriyor.

Eğer hasta olan kişi tedaviyi kendi hür iradesi doğrultusunda kabul etmiyor ise hiç bir kuvvet onun bu durumuna çare olmuyor. (zaman zaman bu durumu Mahkemelerden alınacak bir karar ile sağlık merkezine yatırılacağı tezini savunanlar olmasına rağmen bunun kararını veya sorumluluğun almak Zabıta personelinin görevleri arasında bulunmamaktadır.)

Ne Belediyenin Sağlık İşleri, ne İlçe Sağlık Müdürlükleri, ne de başka kurumlar, ilerleyen süreçte toplumsal bir yara haline dönüşecek olan bu vakaların ivedilikle masaya yatırılması ve çözüm üretilmesi gerektiği hususunda bir çalışma yapmadıkları kanaatindeyim.

Buda bu ülkenin sosyal bir devlet olmanın gerekliliğinden yerine getirilmesinde kurumların üzerine düşen görevi yapmadığından kaynaklandığındandır.

Devlet kendi vatandaşını mağdur etmemesi gerekirken, her şart ve koşulda yanında olmak zorundadır.

Bunun çözümü de ilgili kurum ve kuruluşların bu meseleye el atması ve çözüme odaklı gerekli yasal düzenlemeleri yapması gerekmektedir.

Bu çözümün hayata geçirilmesinde, ruh sağlığı bozulan ve önce evini çöp eve dönüştürmesi, bunun sonucunda da çöp evin içinde hayatını idame ettiren kişinin birincil ayağı; ruhsal yönden gerekli tıbbı müdahalenin yapılması ve o kişinin sağlıklı bir birey olmayıp, Hasta hakları yönetmeliğinin dışında tutmasıdır. Onun tam teşekküllü bir sağlık kuruluşu bünyesinde tedaviye alınması. Mevcut durumda bu mümkün olmamakta olup, yasal olarak böyle durumda olan kişilerin varsa yakınları, onların vasi tayini için Sulh Hukuk Mahkemelerinden vasi tayini talebinden sonra yargının vereceği karar doğrultusunda  gerçekleşmesi olup, bunun zaten süreçte mümkün olmadığı gerçeğidir ki yazımın en başında bu tür vakalar zaten toplumdan kendisini soyutlayan birincil aşamada kan bağı olan kişilerden uzaklaşması ve nadiren de olsa yaşadığı yakınlarının nerede yaşadığını bilmemesidir.

Akli melekeleri yerinde olmayan bu tür hastaların ne akrabaları nede başkaları ile görüşmedikleri için mümkün olamamaktadır.

Evet her ne kadar yasaların bize vermiş olduğu yetki içerisinde görevlini ifa eden Resmi Üniformalı Zabıta olsak da bir başka ifadeyle sahne bitip perde kapanıp ışıklar söndüğü zaman, bizler vicdanımızla baş başa kalıyoruz.

O kişinin hayatını bundan sonra o meskende idame ettirmesi hiç mümkün olmamaktadır. Oysa ki sağlıklı birey evinin gündelik temizliğinden tutunda ihtiyacı olan bir çok eşyalar artık o evde bulunmaktadır.

Bizlerin kafasındaki Sosyal Devlet anlayışı vatandaşının her şart ve koşulda yanında olmasını gerektirmektedir.

Bunun en somut örneğini böyle durumları yaşıyor olmak ve iliklerimize kadar hissediyor olmamızdır.

Gelişmiş ülkelerde şehirde hayatlarını idame ettiren kişilerin karşılaştıkları bu sorunlarda, bazı Avrupa ülkeleri mesele daha ciddi eğilmektedirler.

Bu durumda olması gereken veya sosyal devlet anlayışı içinde yapılması gerekenlerin en başında yukarda tarif etmeye çalıştığım şartlarda yaşamak zorunda olan vatandaşına Psikolojik destek vermesi ve onun yeniden sağlıklı bir birey olana kadar gerekli tedavilerinin yapılması eğer bu mümkün değil ise; bundan sonraki yaşam alanını devletin şefkatli kolları altında devam ettirmesidir. Ardından yaşam alanı olan konutun temizliği bakımının yapılmasından sonra yeniden oranın bir ev sıcaklığına kavuşacak  eşya, araç ve gereçlerin temin edilerek evin içine yerleştirilmesidir.

Evet bu Necip devletimiz, bu güne kadar yanında olduğu vatandaşının yine yanında olduğunu göstermesi ve vatandaşına Devletin şefkatli elinin onun omzunda olduğunu hissettirmesidir.

Ancak bu sadeye bu görevi büyük bir öz veriyle yerine getiren biz Zabıta Personelleri mesai bitiminde evlerimize gittiğimizde başımızı rahat ve huzurlu bir şekilde yastığa koymamıza sebep olacaklardır.

Hep söyledik ve süreklide söyleyeceğiz insan merkezli hizmet sunan Zabıta Teşkilatı özveriyle görevinin başında ve kent yaşamında vatandaşın yanında olmaya devam edecektir.

Üzerinde taşıdığı üniforma ile ve o üniformanın altındaki yüreği ile…

Yusuf AKBULUT
Etimesgut Belediyesi Zabıta Müdürlüğü
Yazı İşleri Amiri


Bu yazı 182 defa okunmuştur.



Yusuf AKBULUT Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler
Anketimize Katılın

İNTERNET SİTEMİZİ NASIL BULDUNUZ ?

Çok Güzel
Güzel
Daha İyi Olabilirdi
Kötü

Namaz Vakitleri
Puan Durumu