reklam

reklam

16-03-2018 Sadettin ÖZYAZICI

Malumunuz 23/1/2008 tarih ve 5728 sayılı “Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” 08/02/2008 tarih ve 26781 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve bu Kanun ile başta 1608 sayılı Kanun olmak üzere İl Özel İdareleri ve Belediyeler tarafından verilecek para cezalarının usul ve miktarlarında önemli değişiklikler yapılmıştır.

Bilindiği üzere 5252 sayılı “Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun” ile belediye organlarınca uygulanan idari para cezaları hesaplamalarında esas alınan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu bütün ek ve değişiklikleri ile birlikte yürürlükten kaldırılmıştır.

Keza daha önce Türk Ceza Kanunu içerisinde yer alan kabahatlere ilişkin diğer düzenlemelerde, 5326 sayılı “Kabahatler Kanunu” ile ayrı bir Kanun şeklinde düzenlenmiş ve her iki Kanunda 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Ancak; 5252 sayılı Kanunla para cezalarının artırılması ile ilgili “kat/misli” uygulamasına devam edilmekle birlikte bu Kanunun yürürlüğünden sonraki yıllarda bir artırım öngörülmemiş idi. Ayrıca cezaların artırılmasına ilişkin kat uygulamasında bazı kanunlardaki artırım oranı, miktar olarak düşük kaldığı için caydırıcılık özelliğini yitirmiş ve  bunun en bariz örneklerinden birisi de 1608 sayılı Kanunda karşımıza çıkmıştı, para cezaları bir anda çok düşük seviyede kalınca uygulamada ciddi sıkıntılar ortaya çıkmış ve belediyeler uzun zaman 1608 sayılı Kanun’u uygulamaktan imtina etmiştir.

Daha sonra 2005 yılında 5326 sayılı Kanunu çıkmış ve bu Kanunun 17/7’nci maddesinde idari para cezalarında artırıma ilişkin bir düzenleme bulunmakla birlikte diğer kanunlardaki idari para cezalarının artışında bu hükmün uygulanıp uygulanamayacağı konusunda tereddütler devam etmiştir. Akabinde 5560 sayılı Kanunun 31’inci maddesiyle 5326 sayılı Kanununun  3üncü maddesinde yapılan değişiklik ile 5326 sayılı Kabahatler Kanununun kanun yolu dışındaki diğer genel hükümlerinin tüm idari para cezaları hakkında uygulanacağı hükme bağlanmış ve diğer kanunlardaki idari para cezalarının artışında yaşanan tereddüt böylelikle ortadan kalkmıştır.

Dolayısıyla; idarî para cezaları, Kabahatler Kanununun 17/7’nci maddesi gereğince her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl için 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298’inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanması hayata geçirilmiş oldu.

Hal böyle olunca 1608 sayılı Kanundaki uygulanamayan düşük para cezası ise 5728 sayılı Kanunla getirilen değişiklikle uygulanabilir hale getirilmiş oldu.

Bir diğer önemli husus da idari para cezalarının belediyelerde hangi organ tarafından verileceği hususudur. 5326 sayılı Kanunun 32 nci maddesi hariç belediyeleri ilgilendiren diğer maddelerinde cezaları kimin vereceği açıkça belirtilmiştir. Kanunun 32 nci maddesine göre cezanın kimin tarafından verileceği hususu 1608 sayılı Kanunda 5728 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten sonra açıklığa kavuşmuş ve bu maddeye (32 inci madde) göre cezanın belediye encümenince verileceği anlaşılmıştır. Belediye cezası içeren diğer kanunlarda, cezanın hangi organ tarafından verileceğinin açıkça belirtilmemesi durumunda da, cezaya ilişkin karar 5393 sayılı Belediye Kanununun 15/b ve 34/e maddeleri gereğince yine belediye encümenince verilecektir.

Yapılan düzenlemeler çerçevesinde 1608 sayılı Kanun’un son durumunu aşağıda bir kez daha açıklamaya çalışalım.

1608 SAYILI KANUNA GÖRE VERİLECEK CEZALAR

Daha önceki yazılarımda da, 2008 yılında 5728 sayılı Kanunla 1608 sayılı Kanunun 1 ve 2’nci maddeleri değiştirilmiş olduğunu ve bu iki madde ile yürürlük maddesinin dışında kalan diğer bütün maddelerin yürürlükten kaldırıldığını belirtmiştim.

Hal böyle olunca idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerle ilgili bir açıklama ortada kalmadığı için, 1608 sayılı Kanuna istinaden verilen cezalarda itiraz merciinin neresi olduğu konusunda tereddütler ortaya çıkmış ve aradan bunca zaman geçmesine rağmen bu tereddütlerin hala daha devam ettiğine şahit olmaktayız.

1608 sayılı Kanunun bugün yürürlükte olan şekline bakıldığında; evet ortada başvuru yolu ve süresi, itiraz yolu ve süresi ile ilgili bir boşluk varmış gibi gözükse de aslında 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesi bu boşluğu doldurmakta ve itiraz merciini açıklamaktadır aslında. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu “genel bir kanundur” ve bu Kanun diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmadığı sürece tüm idari cezalarda itirazların Sulh Ceza Mahkemelerine yapılacağını açıkça öngörmektedir. Yani belediyelerin uyguladığı bütün idari cezalarda (ilgili kanunda açıkça bir hüküm bulunmadığı sürece) itiraz mercii olarak 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesi ve 17 nci maddesi göz önünde bulundurulacaktır.

Son yapılan düzenlemeler ile 1608 sayılı Kanunun (23/1/2008 tarih ve 5728 sayılı Kanunun 66’ncı maddesiyle değişik) 1’inci maddesi;
“Belediye meclis ve encümenlerinin kendilerine kanun, nizam ve talimatnamelerin verdiği vazife ve salahiyet dairesinde ittihaz ettikleri kararlara muhalif hareket edenlerle belediye kanun ve nizam ve talimatnamelerinin men veya emrettiği fiilleri işleyenlere veya yapmayanlara, Kabahatler Kanununun 32’nci maddesi hükmüne göre idarî para cezası ve yasaklanan faaliyetin menine belediye encümenince karar verilir. Bu kararda ilgili kişiye bir süre de verilebilir.

Belediye encümeni kararında belli bir fiilin muayyen bir süre zarfında yapılmasını da emredebilir. Emredilen fiilin ilgili kişi tarafından yapılmaması hâlinde, masrafları yüzde yirmi zammı ile birlikte tahsil edilmek üzere belediye tarafından yerine getirilir.”

şeklinde teselsül ettirilmiştir.
Yani ortaya şöyle bir sonuç çıkmıştır:
5728 sayılı Kanundan önceki şekliyle 1608 e göre hem belediye başkanı hem de belediye encümeni tarafından ceza verilebilmekteyken, bugün artık 1608 sayılı Kanuna göre ceza verme yetkisi sadece belediye encümenine tanınmıştır. Yani belediye başkanı veya onun yetki verdiği bir kişinin 1608 sayılı Kanuna göre ceza verme yetkisi ortadan kalkmıştır. Yine 5728 sayılı Kanundan önce 1608 sayılı Kanuna göre verilen para cezası miktarı Kanun metninde açıkça yazarken 08/02/2008 tarihi itibariyle para cezalarının 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 32 inci maddesine göre belirleneceği belirtilmiştir.

1608 sayılı Kanunun (23/1/2008 tarih ve 5728 sayılı Kanunun 67’nci maddesiyle değişik) 2’nci maddesi ise;
“Belediyelerin karar organları veya ilgili komisyonlar tarafından mevzuata uygun olarak belirlenen yolcu nakil araçlarına ilişkin ücret tarifelerine uymayan kişi, belediye encümeni tarafından ikiyüzelli Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezasıyla cezalandırılır.”
şeklinde teselsül ettirilmiştir.

Burada daha önce 1608 sayılı Kanunda böyle bir hüküm bulunmazken 5728 sayılı Kanunla gelen bu hükme göre, belediyeler tarifelerini belirlediği toplu taşıma araçlarına bu tarifelere uymamaları halinde 08/02/2008 tarihi itibariyle  en az 250,00 TL, en fazla 5.000,00 TL olarak para cezasına hükmedebileceklerdir (bu miktarlar her yıl yeniden değerleme oranına göre artırılarak hesaplanır).

1608 sayılı Kanun ile artık (maalesef) belediyeler kendi ruhsatlandırdıkları işyerlerine sadece para cezası uygulayabilecekler, kapama kararı veremeyeceklerdir (ruhsata aykırı faaliyet durumunun istisna olduğunu göz ardı etmeyelim).

1608 sayılı kanunda son yapılan düzenlemeyle ruhsata aykırı faaliyetler hariç, bir işyerine kapama cezası verilmesi mümkün gözükmemektedir (2559 ve 5259 a göre alınan kararlar hariç).

Kaldı ki; ruhsata aykırı faaliyette bulunan bir işyerinin nasıl kapatılacağı da 9207 sayılı İşyeri mevzuatında tanımlanmıştır. Yani ruhsata aykırılığı görülen bir işyeri, önce yazılı olarak uyarılır ve en fazla 15 gün süre verilir, bu işyeri aynı kusuru işlemeye devam ederse işyeri ruhsatı iptal edilerek faaliyetten men edilir. Ruhsatsız işyerlerinin kapatılması veya faaliyetten men edilmesi noktasında bir tereddüt bulunmamaktadır. Ama bunu “Emir ve Yasaklara Uymama” kabahati ile karıştırmayalım.

Son zamanlarda belediyelerimizin, Kabahat işlemeyi alışkanlık haline getirdiği gerekçesi ile işyerleri hakkında kapama kararı aldıklarını ve bu işyerlerinin ilgililerinin konuyu mahkemeye taşıdıklarını görüyoruz. Bazı belediyelerimizin davaları kazandıkları söylensede kazanılan davalar tamamen ilgilinin karara, ya yanlış itirazı ya da süresi içinde dava açmaması ile alakalıdır.


Bu yazı 386 defa okunmuştur.



Sadettin ÖZYAZICI Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler
Anketimize Katılın

İNTERNET SİTEMİZİ NASIL BULDUNUZ ?

Çok Güzel
Güzel
Daha İyi Olabilirdi
Kötü

Namaz Vakitleri
Puan Durumu