10-02-2015 Prof.Dr. Ali SEYYAR

Ahlâkî Bir Vecibe Olarak Merhamet

Merhamet, çaresizlerin hallerine kalben acıyarak yardım ve iyilik etmeyi arzulamaktır. Merhamet aslında insanı, hak ve halk adamı kılan, güzel söze, davranışa ve işe yönelten, bütün mahlûkata (insanlara ve hayvanlara) iyilik ve yardım etmeye yönlendiren fıtrî ve ahlâkî bir duygudur. Geniş bir toplumsal yaklaşımla merhamet, insanların birbirlerine karşı yapmaları vecibe şeklinde veya tavsiye tarzında teklif olunan maddî ve manevî bütün yardımlaşma vazifelerini içine alan ahlâkî bir mükellefiyet. İnsanların sevinç ve kederlerine ortak olmak, bu bağlamda ele alınabilecek güzel tutum ve davranışların başında gelmektedir. Merhamet duygusunun geliştiği toplumlarda, sosyal münasebet ve sosyal dayanışma gibi millî birliği temsil eden unsurlar, devlet teşviki olmaksızın daha belirgin olarak kendiliğinden ortaya çıkmakta ve sosyal sermayenin önemli bir kaynağı hâline gelebilmektedir.

İslâm Ahlâkında Merhametin Boyutu

Merhamet, maneviyat ve daha doğru bir ifadeyle imanla yakından ilgili bir kavramdır. Çünkü merhamet anlayışı, Hz. Peygamber’in (sav) öğütlerine dayanmaktadır. Bir keresinde sahabilerine şöyle öğüt verdi Hz. Muhammed (sav): “Birbirinize merhamet etmedikçe gerçekten iman etmiş olamazsınız. İman etmedikçe de Cennet’e giremezsiniz.” Bunun üzerine sahabiler, birbirlerine bakarak, gönül huzuruyla şöyle dediler: “Çok şükür, her birimiz diğerimize merhametlidir.” Hz. Peygamber (sav), bu cevabı pek beğenmedi ve merhamet duygusuna şu sözleriyle daha geniş bir açılım getirdi: “Hayır sözünü ettiğim birinizin arkadaşına merhamet etmesi değildir. Genel olarak bütün mahlûkata (insanlara) merhametli olmaktır.”[1]

Görüldüğü üzere küçükleri sevmek, büyükleri saymak-korumak, bütün insanlığa karşı sosyal yönden duyarlı olabilmek, hem evrensel bir değerdir, hem de İslâm ahlâkının öngördüğü sosyal bir vecibedir.

Şefkat

Merhamet kavramına yakın başka bir duygu ise şefkattir. Karşılıksız ve içten beslenen samimî ilgi ve sevgi anlamlarına gelen şefkat, acıma ve sevgi ile karışık, katı kalplilikten bütünüyle uzak olarak içten gelen samimî ve ulvî bir esirgeme duygusudur. Yardıma, bakıma, korunmaya ve dolayısıyla ilgi ve sevgiye muhtaç olanlara, karşılık beklemeden, menfaat ummadan yardım edebilmek, şefkatin bir yansımasıdır. Şefkat, özellikle yeteri kadar korunma, savunma hassaları gelişmemiş olan küçüklere, bakıma muhtaç insanlara, yetimlere, kimsesizlere ve hatta sahipsiz hayvanlara karşı bile gösterilmelidir. Bakın birçok düşünür, şefkatin önemine binaen çok önemli fikirler beyan etmiştir:

- Şefkat, kalbi aydınlatmazla kalmaz, kalbi de ısıtır (Lamartiné).
- Şefkat olmayınca fazilet, bir kelime olarak kalır (Newton).
- Yalnız sadaka vermekle kalmayın, acıyın da. Istırapları dindiren, paradan çok şefkattir
- Şefkatsiz bir kalp, rahmetsiz bir bulut gibidir (Ömer Nasuhi Bilmen).
- Şefkat halistir, mukabele istemiyor; safî ve ivazsızdır (karşılıksızdır). Hatta en âdî mertebeden olan hayvânâtın yavrularına karşı fedâkârâne ivazsız şefkatleri buna delildir (Said Nursi).

Ana Yüreği

Ana yüreği, herhangi bir canlı türünün dişisinin yavrularını beslemek, barındırmak, korumak gibi davranışlarını ortaya çıkaran dürtüdür. Bir annenin bütün zahmetlere katlanarak, dünyaya çocuk getirmesi, onu maddeten ve manen beslemesi-koruması, içten sevmesi, gönülden bakması ve sabırla yetiştirmesiyle ilgili merhametli ve şefkatli tutum ve davranışı hakikaten takdir-i şayandır. Bir annenin, her türlü eziyete karşı göğüs germe kabiliyeti ve olumsuzluklara karşı sebat edebilme yeteneği, erkeklere göre daha ileri bir seviyededir. Yeryüzündeki duyguların, sosyal fedakârlığın en kuvvetlisi, en ulvîsi ve en dikkat çekicisi olarak ana yüreği, annelerin, özellikle kendi çocuklarının selâmeti, mutluluğu, sağlığı ve huzuru karşısında hayatlarını bile yürekten feda edebilmelerine sevk eden fıtrî bir duygudur. Dolayısıyla anne, sevgi, şefkat ve merhametin sembolü olduğu kadar, toplumun temelidir de. Terminolojik olarak da zaten anne, ümmet (toplum), yani “ümm” kökünden gelir ve anne manasını taşır. Dolayısıyla, gerek annenin, gerekse ideal bir toplumun fertlerinin sergilemesi gereken şefkat ve merhamet, yeryüzünde en yüce ve Allah’ın rahmetinin en kâmil yansıması olarak değerlerin en üstünüdür. Emin Işık beyefendinin bu bağlamdaki sözü çok manidardır: “Erkek, her sahada kadını geçebilir, ama kadın gibi anne olamaz.” Kadın gibi anne şefkatini elde etmek erkekler açısından zor da olsa bu yönde bilinçli olarak kendilerini her zaman geliştirebilirler.

Sevgi: [Love; Affection // Liebe]: Bir şeye veya kimseye karşı ilgi duyma, istekli olma, ihtiyaç hissi içinde bulunma. // Başta Yaratana olmak üzere, kendisine ve diğer varlıklara ve nesnelere (insanlara, hayvanlara veya mesleğe, kitaba, hobilere) muhabbet besleme hissi. // İçten yaşanan ve kendiliğinden gelişen ruhî derinliklerinin dışa yansıması. // Aile fertlerinden, akrabalardan, komşulardan olsun veya olmasın, genelde gönüllü (tabiî) veya iradî olarak yerine getirilen sosyal münasebetlerin bütünü. // Sevgi Sebepleri: 1.) Lezzet. 2.) Menfaat. 3.) Evlatlara temayül. 4.) Mal ve mülke temayül. 5.) Güzele temayül. 6.) Maneviyata temayül (inanç). 7.) Fıtrî temayül. 8.) Şefkat. // Sevginin Kökleri-Tezahürleri-Alametleri: 1.) Zarafet. 2.) Hoş görme. 3.) Merhamet. 4.) İsâr ve Cömertlik. 5.) İhsan ve iyilik. 6.) Ziyafet verme. 7.) Komşuluk. 8.) Dostluk ve kardeşlik. 9.) Dayanışma. 10.) Güzel ahlâk esaslarını uygulama. // Faydaları: 1.) Sevgi; topluma huzuru, saadeti ve kardeşliği getiren, sosyal barışı sağlayan, millî birliği tesis eden, sosyal dayanışmayı hayata geçiren etkili bir unsurdur. 2.) Sevgide, karşılıklı sosyal etkileşim içinde olan insanlar ve gruplar, bir diğerlerinin kazançlı veya mutlu olabileceği şeyler yapar veya isterler. 3.) Sevgi, her türlü riyadan uzak, samimî olarak yapıldıkça bir mânâ kazanır, hem kişinin ruhunun olgunlaşmasını, hem de diğer insanların huzurlu olmalarını temin eder. //
Sevginin Şekilleri:
1.) Şartsız Sevgi: Çıkarsız, pazarlıksız, yalın, seviyeli sevgidir. Bu tür sevgiyi, “aşk” olarak da tanımlamak mümkündür.
2.)
Şartlı Sevgi: Şartların oluşmasına ve gelişmesine göre ortaya çıkan sahte ve içten pazarlıklı sevgiler. Bunlar, kendi içinde ikiye ayrılabilir: a) “Çünkü”lü sevgi: Örn.: Seni seviyorum, çünkü sen güzelsin-zenginsin-şöhret sahibisin-soylusun. b) Eğer”li sevgi: Eğer bana mevki verirsen-araba alırsan-villa alırsan seni sevebilirim. // Sevginin Tasnifi: 1.) Menfi (olumsuz-zararlı) sevgi-Müspet (olumlu-faydalı) sevgi. Meşru sevgi (dinen ve ahlâken uygun olan aşk)-gayrî meşru sevgi (dinen veya ahlâken yasak olan aşk).
3.)
Hakikî sevgi (Allah rızası için sevmek)-Mecâzî sevgi (meşru olmakla beraber madde hesabına veya nefis adına beslenen muhabbet; Örn.: Mecnunun Leylâ’yı sevmesi gibi). Mecâzi sevgiler, meşru bir zeminde cereyan etmesi hâlinde hakikî sevgiye dönüşebilir. // İbretli Sözler: 1.) Gerçekten sevenler, karşılık beklemeden severler (A. Hamdi Tanpınar). 2.) Eğer sevilmek isterseniz, önce sevin ve sevimli olun (Benjamin Franklin). 3.) Şah bile sevgiye kuldur, köledir (Hz. Mevlana).
4.) Yalnız seni sevenleri sevmek, sevgi değil, değiş tokuştur (Cenap Şehabeddin).
5.) Gerçek sevgi,
iyilik gördüğünde artmayan, kötülük gördüğünde eksilmeyendir (Yahya bin Muaz).
6.) Sevgi insanlığın,
şiddet hayvanlığın kanunudur (Gandi).
7.) Sevmek, insanın kendi kendini aşmasıdır (Oscar Wide).
8.) Sevgi,, insanı birliğe, bencillik de yalnızlığa götürür (Schiller).
9.) Sevmek, bir başkasının hayatını yaşamaktır (Balzac).
10.) İnsan, sevdiği ile beraberdir (Hz. Muhammed).
11.) Bir şeyi çok sevmek, insanı o şeye karşı kör ve sağır yapar (Hz. Muhammed).
12.) Kanunlar, aile,
adalet ve sevgi olmasaydı insan, hayvanların en bayağısı olurdu (Aristo).
13.) Sevgiden, bulanık sular arınır ve duru bir hâle gelir. sevgiden, dertler şifâ bulur. Sevgiden, padişahlar kul olur (Hz. Mevlânâ).
14.) Bir insanla münasebetimiz sevgi hâline geldiği anda, artık sadece menfaat değil, aynı zamanda
fedakârlık bahis konusudur (Erol Güngör). (Bkz. Aşk;

Muhabbet: [Friendly conversation; Love; Affection // Freundschaftliche Unterhaltung; Zuneigung; Liebe]: İnsan ruhunun, kendisinden lezzet duyduğu, tat aldığı şeye meyletmesi. // Sevgi yolunda herkese karşılıksız olarak sevgi dağıtmak dostluk ve gönül kazanmak. // En az iki kişi arasında muhavere (görüşerek konuşma) neticesinde meydana gelen güçlü bir gönül bağı. // İyi niyetli ve sevecen insanların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan samimî, mânevî ve sıcak atmosfer. // Muhabbetin Kavramsal Kökleri: Klâsik kültürümüzde “sevgi, bağlılık” anlamlarına gelen kelimelerden biri “hubb” dur. Lisanımızda “mahbub (sevilen kimse), mahbûbe (sevilen kadın) habib (sevgili), muhabbet” gibi kelimeler bu kökten gelmektedir. Bu kelimenin bir başka mânâsı da “tohum” ya da “çekirdek”tir. Çünkü, muhabbet, insanın kendisi ve çevresi, yani münasebet içinde bulunduğu herkes ve her şey için, ağartıp aydınlatan bir ışık, yıkayıp arındıran bir rahmet, birleştiren yüce bir bağ, besleyip büyüten manevî ve duygusal bir gıda, sosyal hayatı oluşturan-zenginleştiren ve sosyal sermayenin ortaya çıkmasını sağlayan temel unsurdur. // Faydaları: 1.) İnsanın iç dünyası zenginleşir, psiko-sosyal yönden rahatlar. 2.) İnsanları, hem düşündürür, hem de olgunlaşmalarına vesile olur. 3.) Başkaları için yaşamanın güzellikleri keşfedilir ve sosyal yardımlaşmanın ve fedakârlığın tesisine katkıda bulunur. 4.) Sevginin ve hakikatin sırrı anlaşılır. 5.) Güzel ahlâk esaslarının yaygınlaşmasına yardımcı olur ve kişilere ahlâkî fazilet kazandırır. 6.) Toplumda sosyal tekâmül sağlanır. // İbretli Sözler:
1.) Her bir muhabbet sahibi, sevindirmeye lâyık mahlukları sevindirmekle sevinir (Said Nursi).
2.)
İnsan, kâinatın bir meyvesi olduğu için, kâinatı istilâ edecek bir muhabbet, o meyvenin çekirdeği olan kalbine derc edilmiştir (yerleştirilmiştir) (Said Nursi). (Bkz. Sevgi; Aşk).

 


[1] Hâkim; IV; 185/7310.


Bu yazı 2001 defa okunmuştur.



Prof.Dr. Ali SEYYAR Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler
Anketimize Katılın

İNTERNET SİTEMİZİ NASIL BULDUNUZ ?

Çok Güzel
Güzel
Daha İyi Olabilirdi
Kötü

Namaz Vakitleri
Puan Durumu