12-10-2018 Ahmet AYDIN

Sendika;  çalışanların ya da işvrenlerin ayrı ayrı olmak üzere iş, kazanç, toplumsal ve kültürel konular yönünden çıkarlarını korumak, yeni haklar sağlamak ve onları daha da geliştirmek amacıyla aralarında yasalar uyarınca kurdukları birliktir. Çalışan sendikası olduğu gibi işveren sendikaları da bulunmaktadır. 18. yüzyılda başlayan Sendikal hareketlilik günümüze kadar evrim geçirerek gelişmiş değişmiş. İşçi aklarını korumak ve hak sağlamak maksadıyla yola çıkılan bu olgu yakın tarihimizden itibaren Memurları da kapsayarak "çalışan" ve "çalıştıran" olarak netlik kazanmıştır.

Tanımdan da anlaşılacağı üzere sadece bir takım hakları sağlayıp onları korumakla  kalmamış, üyelerine yeni haklar kazandırmak, eğitmek gibi misyonları da üstlenmiş yada üstlenmesi gerekmektedir. Eğitmek günümüzde hak aramak kadar belki de daha fazla kıymetli. Çünkü gelişen ve değişen teknolojiye bağlı olarak değişen ve gelişen insan istekleri hizmet sektöründe hem çalışma şekli konusunda hem de mevzuat konusunda da yenilikler getirmekte, bilinen eski sistemlerin yerini yeni sistemler almaktadır.

Bu noktada Sendikaların da gelişip değiştiğini söyleyebilir miyiz? Dünyaya gelen her canlı her varlık ve her oluşum gibi, doğmak, gelişerek büyümek belirli bir süre zirvede seyir ettikten sonra zayıflayıp (ihtiyarlayıp) yok olmak gerçeği, değişik anlatılsa da hepimizin malumudur. Günümüzde de Sendikalara baktığımızda yaşlılık evresinin ortasına geldiğini söyleyebiliriz, yani sona yaklaştığını. Böyle durumlarda  İnovasyona yeni şeyler söyleyip bunları planlamaya ihtiyaç vardır. Bunu yaparak yaşlılık evresini atlatıp daha güçlü bir şekilde olgunluk evresine geri dönülebilir. Bu kararı almak, bir kesim için zor olabilir, çünkü yenilik demek yeni insanlar demek, yeni insanlar demek birilerinin yerinden kalkması demek. Dile dolanan ama tam manası ile gerçekleşmeyen Bayrak yarışı var ya, işte o maalesef Bayrağı ilk taşıyan ben yorulmadım daha koşarım zihniyeti ile gerçekleşmiyor. Bayrağı gerçek manada taşıyanları tenzih ettiğimi de belirtmek isterim, onlar kendilerini belli eder zaten.

Peki bu sadece karar verip işin başında bulunanların mı hatası? Ya da bu sistem artık ağalık sistemine mi dönüştü? Yada neden her hak arayışında sendikaları eleştirip onlar bir işe yaramaz deriz? Son soruya doğru cevabı verip uygulamaya geçirdiğimizde diğer soruları sormanın bir anlamı kalmayacağı düşüncesindeyim.

Sendikanın var oluş sebebi üyeleridir. Yani taban üyelerdir. Tabanla tavanın arasında bir takım değişik katmanlar vardır. Tabandan tavana doğru gidişatı taban belirliyor daha doğrusu ilk basamağı taban belirliyor. Daha sonrasını belirlemek gibi bir yetkisi yok. İlk basamağı doğru belirleyemediğiniz müddetçe şikâyet etmeye de hakkınız yok demektir. Çünkü ondan sonrasını bir alt kademe belirlemiyor hep bir alt kademenin üzeri belirliyor altımda kim olursa benim varlığım devam eder zihniyeti ile. Netice kendi içerisinde iç çekişmeyen dönen bir hal alıyor. Böyle bir durumda üye olarak bir şeyler beklemek olmayınca da serzenişte bulunmak abesle iştigal oluyor. Yol tıkanmış, kanal arızalı, suyu veren aman sende deyip kanala pis su salmış, pis su tortu yapmış temiz suyun geçmesine engel oluyor.

Allah Hakkımızda hayırlısını versin. O'nun da vardır bir hesabı.
Ahmet AYDIN


Bu yazı 180 defa okunmuştur.



Ahmet AYDIN Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler
Anketimize Katılın

İNTERNET SİTEMİZİ NASIL BULDUNUZ ?

Çok Güzel
Güzel
Daha İyi Olabilirdi
Kötü

Namaz Vakitleri
Puan Durumu